Dünyanın En İyi Öyküsünün Öyküsü (Öykü)

dünyanın en iyi öyküsü

Yayından fırlamış bir ok gibi yataktan çıktı Doğan. Karısı, gözlerini açmadan bir şeyler mırıldanıp uyumaya devam etti. Üstünde atlet, altında külotla bilgisayarın başına oturdu adam. Etrafı net göremediğini fark edince yatak odasına koşup gözlüklerini taktı; geri döndü bilgisayarına.

Sabahları tuvalete ve banyoya uğramadan güne başlayamazdı. Çişini yapmadan, elini yıkayıp yüzüne üç kez soğuk suyu çarpmadan gün aymazdı onun için. Hayat sonuçta büyük veya küçük ritüellerin toplamından başka bir şey değildi. Fakat o gün olağanüstü bir gündü; ritüeller kısa süreliğine dahi olsa bir kenara atılabilirdi.

Dizüstü bilgisayarı on dakikada zor açıldı. Parmakları fena kaşınıyordu. Hemen bir Word sayfası açtı ve yazmaya başladı. Hiç düşünmeden, duraksamadan yazıyordu. Klavye tuşları üzerinde dans ediyordu ince, uzun parmakları. Tıkır tıkır sesleri sessiz odayı dolduruyordu. Sanki vahiy almış gibiydi; ne okuyor ne de geri dönüp kontrol ediyordu yazdıklarını. Beyni ile parmakları kusursuz bir uyum içerisindeydi.

Yarım saatlik, kesintisiz yazma eyleminin ardından öykü bitmişti. Bin beş yüz kelimeye yakın bir eser çıkmıştı ortaya. Rüyasında ne gördüyse onu kaleme almıştı Doğan. Bir rüyada olduğunu fark ettiğinde, “Şu gördüklerimden, dünyanın en iyi öyküsünü yazacağım” diyerek uyanmıştı ve gerçekten de kalkıp Dünyanın En İyi Öyküsünü yazmıştı.

Dünyanın en mutlu insanı olması gerekirken kendini berbat ve çaresiz hissediyordu. İki yıl önce, orta halli yazarlık kariyerini bitirmişti. Tüm sosyal medya hesaplarında, artık hiçbir şey yazmayacağını paylaşmıştı. Bazı yazar arkadaşları ve birkaç sadık okuru fikrinden dönmesi için ısrar etmişti; ama kararlıydı ve iki yıl boyunca hiçbir şey yazmamıştı. Ta ki o güne kadar!

İşte, karşısında kendi kaleminden çıkan Dünyanın En İyi Öyküsü duruyordu. Baştan sona, öyküyü üç kez okudu ve yazdıkları karşısında tüyleri ürperdi. Muazzamdı, kusursuzdu; tüm dünyanın şapka çıkartacağı kalitede bir öyküydü.

Okurlar böyle bir eserden mahrum kalmamalıydı. Ama ya iki yıl önce verdiği karar? İddialı bir şekilde, bangır bangır bir daha hiçbir şey yazmayacağını duyurduktan sonra tükürdüğünü yalayabilir miydi? Dünyanın En İyi Öyküsünü okurlara sunduğunda yazarlar onu tefe koymazlar mıydı?

Aklına o anda neden yazmaktan vazgeçtiği geldi. Edebiyat dünyası gözlerinin önünden bir ucube sirki gibi geçip gitti: Al gülüm ver gülümcüler; herkesle dost, arkadaş, canım cicim olabilenler; yağlama yıkamacılar; birbirini pohpohlayan edebiyat çeteleri; maddiyatı ve PR’ı güçlü ama yazdıkları beş para etmez popüler yazarlar; tek amacı para, para, daha çok para olan yayınevleri; altta kalanın canı çıksıncılar, yani linç severler; ayak kaydırmaya çalışan ikiyüzlüler…

Her şeye rağmen, Dünyanın En İyi Öyküsünü kaleme almıştı. Ömrü boyunca yüzden fazla öykü yazmış, binlerce öykü okumuştu. Yazmayı bıraksa da hem klasik hem de çağdaş öykü yazarlarını okumayı bırakmamıştı. İyi öykünün ne olduğunu adı gibi biliyordu.

Salonda volta atarak uzun uzun düşündü. Bir türlü karar veremedi. Karşısında sanki Çin Seddi duruyordu; onu aşabilecek bir yol aklına gelmiyordu. Paylaşmalı mıydı, yoksa silmeli miydi öyküyü? Karısının fikrini almak için yanına gitti. Omzuna hafifçe dokunarak, “Aşkım, Dünyanın En İyi Öyküsünü yazdım,” dedi.

Karısı “Ne… Ne yazdın?” diye cevap verdi uykulu bir şekilde.

“Bir öykü yazdım,” dedi kötü bir şey yapmış gibi Doğan.

“Sen öykü yazmayı bırakmamış mıydın?”

“Evet, bırakmıştım. Ama aşkım, ben Dünyanın En İyi Öyküsünü…”

Örtüyü tekrar başına çekmeden önce “Boş ver, değmez!” diyerek kestirip attı kadın.

“Haklısın,” dedi adam yalnızca.

Ağır çekimdeymişçesine sakin adımlarla bilgisayarın başına geçti. Word dosyasını sildi. Çöp Kutusundan da kaldırmayı unutmadı dosyayı. Böylece Dünyanın En İyi Öyküsü hiçbir okur tarafından okunmadan yok olup gitti.

 

Bu öykü Dosto Kurmaca Dergisi’nin 3. sayısında yayımlanmıştır.


Sitedeki diğer öyküleri okumak için tıklayınız: Öyküler 

 

Babil Kulesi (Öykü)

Hıyar Hapı Meselesi - Ruhşen Doğan Nar