
Günler süren çabaların ardından, üç adam en sonunda buluşabilmişti. Kentsel dönüşüme uğramış, son günlerini yaşayan bir gecekondu mahallesinde, gece yarısında bir araya gelebilmişlerdi. Tek katlı, bahçeli, küçük ve şekilsiz bir gecekonduydu buluşma yerleri. Perdeleri sımsıkılı kapalı, bir masa ve üç sandalye dışında bomboş sayılabilecek bir ev. Salondaki, emektar bir masanın etrafında oturuyordu üç erkek. Birbirlerine bakıp, birbirlerini inceliyorlardı.
Spor giyimli, yirmili yaşlarının başındaki bir genç, domuz maskesi takıyordu. Epey pahalı, şık bir takım elbise giyen yaşlı adamın yüzü, köpek maskesinin arkasındaydı. Salaş, yıpranmış bir keten pantolon ve soluk bir gömlek giyen orta yaşlı adam ise at maskeliydi.
Domuz maskeli adam, “Arkadaşlar, ikiniz de tekrar hoş geldiniz!” diyerek sessizliği bozdu. “İsterseniz, bu işi fazla uzatmayalım. Daha önceki tecrübelerimden yola çıkarak söylüyorum: Olay ne kadar erken biterse, hepimiz için o kadar iyi olur. Çünkü etkinlik uzadıkça işin rengi değişebiliyor. Beklenmeyen sorunlar ortaya çıkabiliyor. Güvenliğe ve gizliliğe ne kadar çok önem versek de, her zaman polis baskını riski de var üstelik. Bence vakit kaybetmeyelim ve işlemlere hemen başlayalım.”
“Siz daha iyi bilirsiniz, organizatör sizsiniz,” dedi köpek maskeli adam. Altın kol saati, sol bileğinde pırıl pırıl parlıyordu. “Benim açımdan, hiçbir problem yok. Ya siz?”
Hırıltı bir sesle, “Ben mi… Benim için de bir sıkıntı yok. Evet… Evet, başlayalım… Lütfen!” dedi. At maskeli adam, heyecandan titriyordu. Rahatlamak için, domuz adamdan bir hap alıp içmişti. Ama hapın etkisi henüz etkisini göstermemişti.
Ayağa kalkan domuz adam, “Canlı yayına başlayalım o zaman, biliyorsunuz izleyicilerimiz de olacak,” dedi. “Özel izleyicilerimiz!” Duvarın dibinde duran tripodun yanına gitti. Tripodun üstüne yerleştirilmiş kamerayla bir süre uğraştı. “Canlı yayına başlıyoruz arkadaşlar, üç iki bir…” diyerek düğmeye bastı. Dıtlama sesinden sonra, çabucak sandalyesine geçti.
Domuz, kameranın tam karşısında oturuyordu. Köpek, Domuzun solunda; At ise sağındaydı. “Bizi şu anda izlemekte olan tüm seyirciler, özel yayınımıza hoş geldiniz!” dedi Domuz. Kameraya elini sallamayı da unutmadı. Gereksiz bir gülücük vardı yüzünde; ama neyse ki, maske yüzünden iğrenç gülüşü gözükmüyordu. Kendini bir youtuber gibi hissediyor olmalıydı. Hızlı hızlı konuşmaya başladı:
“Bugün, sevgili izleyiciler canlı yayında bir intihar vakasına şahit olacaksanız. Sağımda oturan, at maskeli arkadaşımız birazdan kendini öldürecek. Hayatına son verecek yani. Solumda oturan, köpek maskeli ağabeyimiz ise bu anlara yakından şahit olacak. Sizler de ekranlarınızın başından, bu benzersiz anlara ortak olacaksınız.”
Domuz, derin internetteki gizli bir sohbet grubu için özel bir canlı yayın yapıyordu. Referansla ve büyük paralarla gruba dahil olmuş, yüzlerce kişi vardı. Sadece Türkiye’den değil, dünyanın her yerinden üyeler vardı.
On iki saat çalışıp, asgari ücret almaktansa Domuz, bu sıra dışı işi meslek edinerek, ayda en az yedi-sekiz bin lira kazanıyordu. Bir tür organizatörlük yapıyordu. Kendini öldürmek isteyen ve paraya ihtiyacı olan insanlarla, kendini öldürenleri izlemek isteyen ve bunun için büyük paralar vermeye dünden razı olan insanları bir araya getiriyordu.
Yanındaki çantayı açarken, “At maskeli arkadaşımız, kendisini bir Desert Eagle marka tabancayla vuracak,” dedi. Tabancıyı çantadan çıkarıp, masanın üstüne koydu. Hemen ardından dolu bir şarjörü, silahın yanına bıraktı. “Bu tabanca, köpek maskeli ağabeyimizin kendi getirdiği bir silah. Muhteşem bir tabanca. Şöyle daha yakından görebilirsiniz,” diyerek silahı, ekrana yaklaştırdı.
“Silahımı alabilir miyim lütfen?” diye sordu Köpek. Sesinde otoriter bir ton vardı. Silahı eldivenli ellerine alıp, tutkuyla okşadı. “Efendim, bayılıyorum bu silaha. Mükemmel bir tasarım ve işçilik,” dedi. Masanın üstünden şarjörü alıp taktı. Mermiyi namluya sürdü.
“Hazır mısın?” diye sordu Ata. Silahı ona uzattı.
Silahı eline alan At, “Epey ağırmış,” dedi. “Bir tabancanın bu kadar ağır olabileceğini tahmin etmezdim.” Silahı bir sağ eline, bir sol eline aldı. Tarttı. “Kaç mermi var içinde?”
“Dokuz mermi var,” dedi Köpek. “Kendini öldürmek için yeter mi? Becerebilir misin?”
“Yeter de artar bile,” diyerek araya girdi Domuz. İki adam arasında, bir gerginlik oluşmaya başladığını erkenden fark etmişti. Böylesi olağandışı anlarda, bazen gereksiz tartışmalar çıkabiliyordu. Onun görevi, bu gibi durumlara engel olmak ve sorunsuz bir iş ortaya koymaktı. İşleri hızlandırmak amacıyla:
“Hazırsanız, fazla vakit harcamayalım ve son aşamaya geçelim. Hazır mısınız arkadaşlar?” diye sordu. İkisinin de yüzüne baktı.
“Evet… Evet, hazırım,” dedi At. Köpek, kafasını sallamakla yetindi; Domuza bozulmuştu.
Kameraya dönüp, “Ya siz hazır mısınız sayın seyirciler? ‘Hazırız,’ seslerinizi buradan duyabiliyorum. Çok güzel, o zaman başlayalım!” dedikten sonra, tekrar ayağa kalktı Domuz. Tripoddan kamerayı çıkarıp, eline aldı. Sandalyesini Köpeğin yanına çekti. Dikkatlice Atı çekiyordu:
“Evet, sayın seyirciler! Birazdan, ömrünüz boyunca unutamayacağınız görüntülere şahit olacaksınız. At maskeli arkadaşımız, bir Desert Eagle ile beynini havaya uçuracak. İşte başlıyoruz!”
Köpek, sol elini pantolon cebine sokup, erekte olmuş penisine götürdü. Gizlice onunla oynamaya başladı. Aniden “Bir dakika bekleyin,” diye bağırdı. Domuz, şaşkın bir şekilde ona baktı. Kamerayı da ona çevirmeyi unutmadı:
“Ne oldu, efendim?” diye sordu. ‘Acaba vaz mı geçti?’ diye düşündü. Bazen son anda, cayanlar olabiliyordu.
“Sizden, her ikinizden küçük bir ricam var: At maskeli arkadaş, birazdan intihar edecek ve ölecek, değil mi? Biraz sonra öleceğine göre, nasıl öldüğünün çok da önemi yok, haksız mıyım? Hayatım boyunca, hep bir insan öldürmek istemişimdir. Bazen rüyalarıma bile girer. Bir adamı öldürdüğümü görürüm. Tabancamla kafasına sıktığımı. Sizden isteğim şu: At maskeli arkadaşı ben öldürebilir miyim?” diye sordu Köpek. “Sizi ben öldürebilir miyim?” dedi Ata.
At cevap vermeden, Domuz yanıt verdi: “Hayır, olmaz efendim. Asla! Biliyorsunuz, intihar etmek suç değil; ama birini öldürmek ciddi bir suç. Çok büyük bir suç. Biz bu işi belli kurallar çerçevesinde yapıyoruz. Siz de bu kuralları onaylayarak, buraya geldiniz.”
“Size iki kat para veririm,” dedi Köpek. Hayatının her anında, parayla her kapıyı açmıştı. Bu kapıyı da paranın gücüyle açacağını düşünüyordu. “Her ikinize de iki kat para veririm,” diye sözlerine devam etti. “Hatta artırıyorum. Üç kat! Anlaştığımız ve size gönderdiğim paranın üç katını size şu anda gönderirim. Hemen!”
“Katiyen olmaz. Kuralları esnetemeyiz. Kurallar sabit. Lütfen, işleri zorlaştırmayın. Olduğundan daha karmaşık hale getirmeyin. Siz buraya bu intiharı izlemek için geldiniz ve bunun için para verdiniz. Daha fazlasını istemeyin lütfen!”
Ata dönerek:
“Başlayın lütfen, işler yılan hikâyesine dönmeden şunu bitirelim,” dedi.
Tabancanın emniyetini açan At, silahı sağ şakağına dayadı. Kamera yakın çekim yapıyordu. Domuz, onlarca intihara şahit olmuştu; yine de her seferinde inanılmaz heyecanlanıyordu. Silahın patlaması, beynin ve kanın etrafa saçılması, cansız bedenin yere düşüşü… Birazdan olacakları düşündükçe, içi ürperiyordu. Elindeki kamera titriyordu. Bu durum, dünyanın dört bir köşesindeki izleyicileri rahatsız etmiyor; tam aksine ekranın titremesi, görüntüleri daha gerçekçi kılıp, izleyicileri tatmin ediyordu.
“Şu anda, bir insanın son saniyelerini izliyorsunuz. Biraz sonra, sayın seyirciler, bir insanın ölümüne şahit olacaksınız!”
Domuz, boştaki eliyle kafasına sıkmış gibi yaparak, Ata işi bitirmesini ima etti. Atın elindeki silah, zangır zangır titriyordu.
Derin derin nefes almasına rağmen, bir türlü odaklanamıyordu. İçtiği hap yüzünden, midesi fena bulanıyordu. Kendi kendine mırıldanıp duruyordu:
“Zaten bir ay içerisinde öleceksin… Zaten öleceksin… Kanserden ölmektense, bu daha iyi. Bu çok daha iyi… Karını ve oğlunu düşün. Onları düşün… Zaten öleceksin… Onları zengin et. Onları düşün… Kendini düşünme… Zaten öleceksin. Hastane köşelerinde öleceğine, burada öl… Çek şu tetiği… Hadi…”
Köpek, dimdik olmuş organıyla oynuyordu. Domuz, nefesini tutmuş, o anı bekliyordu. Bir anda, kapı yumruklanmaya başladı. Domuz ve köpek, istemsizce arkasına döndü.
At, şakağına dayadığı silahı ilk önce Köpeğe çevirdi ve tetiğe bastı. Köpeği sırtından vurdu. Daha sonra, silahı şaşkına dönmüş domuza çevirdi ve duraksamadan bir kurşun daha sıktı. Domuz, göğsünden vuruldu. İkisi de ardı ardına, devrilen ağaçlar gibi yere yığıldı.
Kapı tekrar çaldı. At, nefes nefese kapıyı açtı. Vendetta maskeli bir adam içeri girdi. Sağ elinde tabanca, sol elinde çanta vardı.
“Sıkıntı var mı?” diye sordu.
“Hiçbir sıkıntı yok,” dedi At. Vendetta, yere düşmüş kamerayı aldı. Kameranın hâla çekim yaptığını görünce sevindi. Kamerayı yüzüne çeviren Vendetta:
“Sevgili izleyiciler, yayınımızda yapmak zorunda kaldığımız bu değişiklik için sizlerden özür dileriz. İşi benden öğrenip, utanmadan benim müşterilerimi çalan, şu domuzu temizlemek boynumun borcuydu. Köpek ise ne yazık ki arada kaynadı. Ava giderken avlanmak derler ya, o hesap. Umarım, intikam gösterimiz hoşunuza gider. Birazdan bir ölüm göreceğinize, iki ölüm göreceksiniz. Bana kalırsa, ödediğiniz paranın hakkını vereceğiz. İyi seyirler!” diyerek kamerayı tekrar yere çevirdi.
Yerde inleyen Domuz ve Köpeği çekiyordu. Domuz, sürünerek kaçmaya çalışıyordu. Bir salyangoz kadar yavaştı. Arkasından kan izi bırakarak ilerliyordu. Vendetta, sertçe sırtına bastı. Sağ elindeki silahı ense köküne dayadı ve tetiğe bastı. Köpek, çektiği inanılmaz acıdan dolayı, kendini bir sağa bir sola vuruyordu. “Beni öldürme, sana çok para veririm,” dedi. Gülümseyen Vendetta, onu da alnından vurdu.
Bu görüntülere şahit olan At, kusmaya başladı. O gün yediği kuru fasulye ve pilavı, salonun ortasına boşalttı. Ancak ondan sonra, az biraz kendine gelebildi.
Salondaki bir sandalyeye oturup sigara içen Vendetta, para dolu çantayı Ata uzattı:
“Bu işten en kârlı sen çıktın bak. İki defa ücret aldın. İntihar etmek zorunda kalmadın. Bir de iyileşirsen, deme keyfine!”
At maskesini kafasından çıkaran Selim, “İşte o çok zor,” dedi. “Dördüncü derece beyin kanseri var bende. Bir ay ya yaşarım ya yaşamam. Doktorlar bile çoktan benden umudu kesti.”
Selim, evin önünde bekleyen arabaya bindi ve oradan uzaklaştı.
Sitedeki diğer öyküleri okumak için tıklayınız: Öyküler




