Kurbanlık Karpuz (Öykü)

Kurban bayramının ilk günüydü. Altı yaşındaki Nazlı, bayram sabahına kuzu melemeleriyle uyanmıştı. O gece gördüğü rüya o kadar etkileyiciydi ki resmen aklına kazınmıştı. Gördüğü rüyayı annesine hemen anlatmalıydı; çünkü bu bir hayat memat meselesiydi. Ama önce güzel görünmeliydi. Rüyasını daha sonra da anlatabilirdi. Yatağının yanı başında duran bayramlıklarını giyip banyoya gitti, elini yüzünü yıkayıp saçlarını taradı. Banyodan çıkmadan önce el aynasından son kez saçlarını kontrol etti. Güzel olmuştu. Tam istediği gibi.

Aklına gördüğü rüya gelince, zaman kaybetmemesi gerektiğini hatırlayan Nazlı banyodan çıkıp koşarak salona giderken, annesinin mutfakta olduğunu görmesiyle aniden fren yapması bir oldu ve koridordaki eski kilimin altından kaymasıyla yere düştü. Allahtan hafifçe poposunun üstüne düşmüştü. Acısını dindirmek için poposunu tuttu, hasar yoktu. Hemen ayağa kalktı, kilimi düzeltip mutfağa girdi. İyi bayramlar annecim, dedikten sonra annesinin elini tuttu, öpmek istedi. Ama annesi izin vermedi. Kızını kucağına alıp yanaklarından şapır şupur öptü. Tabii Nazlı da annesinin yanaklarını. Bayram günü olmasa kesin annesine kızardı; çünkü şapır şupur öpülmekten nefret ederdi. Ama o gün bayram olduğundan annesine kızmadı. Annesi ona bakmıyorken yanaklarını sağ elinin tersiyle silmekle yetindi. Babam nerede, diye sordu Nazlı. Annesi, babasının bahçede olduğunu söyledi. Komşuları Ahmet Amca’yla bahçede kurban keseceklerdi.

Annesinin elini tutup bahçeye çıktılar. Ahmet Amca’nın elinde bir bıçak vardı, bıçağını girit taşıyla bileyliyordu. Şemsiye ağacına bağlı olan koyun ise endişeli gözlerle etrafına bakıyor, ikide bir yardım dilenir gibi meliyordu. Birkaç dakika sonra başına geleceklerin farkında gibiydi. Nazlı ilk önce babasının sonra Ahmet Amca’nın bayramını kutladı, ikisinin de elini öptü. Karşılığında babasından beş, Ahmet Amca’dan on lira aldı. Paraları özenle el çantasına koydu. Bayramda aldığı harçlıklarla kendisine çok güzel bir etek alacaktı. Annesi söz vermişti: Eğer bayram harçlıklarını abur cubura harcamazsa o paralarla ona pazardan elbiseler alacaktı.

Ahmet Amca bıçağını kenara, bir taşın üstüne bıraktıktan sonra dua etmeye başladı. Babasıysa elinde iple kuzunun ayaklarını bağlamaya çalışıyordu. Nazlı, “Anne, Ahmet Amca neden dua okuyor,” diye sordu. Annesi, “Biraz sonra kurbanı kesecek ya, ondan,” diye cevap verdi. Nazlı, gördüğü rüyayı anlatmanın tam zamanı olduğunu düşündü ve annesine, “Anne, gece bir rüya gördüm. Anlatıyım mı?” diye sordu. Annesinden onay alan Nazlı gördüğü rüyayı heyecanla anlatmaya başladı, Ahmet Amca’nın duası bitmeden rüyasını annesine anlatmalı, kuzuyu kurtarmalıydı.

“Anne, ben hani dün sana sormuştum ya, neden koyun kesiyoruz diye. Sen de bir peygamberin yaşadıklarını anlatmıştın.”

“Evet. Hz. İbrahim’in yaşadıklarını anlatmıştım sana.”

“İşte, ben bu gece rüyamda anlattıklarını gördüm; ama farklı şekilde.”

“Nasıl farklı şekilde?”

“Başlangıç aynı: Önce peygamber Allah Baba’dan bir oğul istiyor, sonra peygamberin oğlu oluyor. Allah Baba peygamberi denemek için oğlunu bana kurban et diyor. Tabii şakacıktan diyor. Peygamberin ne yapacağını merak ediyor. Peygamber kabul ediyor ve oğlunu kurban etmeye gidiyor. Tam kurban edecekken bir melek geliyor. Yapma diyor, seni sınadık. Sen de iyi bir peygamber olduğunu gösterdin diyor.”

“Aferin kızıma, anlattıklarımı unutmamışsın. Hepsini ezberlemişsin. Ama Allah’a “Allah Baba” demezsen daha doğru olur bence.”

“Ben ona öyle demek istiyorum anne. O da babam gibi güçlü çünkü. Ama rüyamı anlatıyorum sana. Araya girme lütfen!”

“Peki, annesi sana kurban olsun, dinliyorum seni.”

“Anne, bana kurban olma. Dur, zaten o konuya geliyoruz annecim. Şimdi melek gelmişti ya, işte o melek senin anlattığına göre koyunla geliyor değil mi? Al oğlun yerine bu koyunu kurban et diyor.”

“Evet.”

“Ama rüyamda öyle olmuyor. Melek kolunun altında karpuzla geliyor anne. Koskocaman bir karpuzla. Diyor ki oğulcuğunu kesme, al bu karpuzu kes. O da karpuzu kesiyor. Peygamberle oğlu mutlu mutlu karpuz yiyorlar sonra. Rüya da burada bitiyor zaten. Sonra uyanıyorum.”

Annesi kahkahayı koyuveriyor. Dua eden Ahmet Amca kadına kınayarak, ayakları bağlı koyunu yere deviren kadının kocasıysa karısına merakla bakıyor. Karısının ve kızının yanına gelen adam, “Ne oldu, neden gülüyorsun,” diye soruyor. “Nazlı bir rüya görmüş de ona gülüyorum,” diyor. “Ne görmüş?” “Hz. İbrahim’e görünen meleğin ona, ‘Oğlunu kesme, al bu karpuzu kes,’ dediğini görmüş,” diyor annesi gülmeye devam ederek. Nazlı araya giriyor: “Bence anlattıklarım hiç de gülünecek şeyler değil anne. Üstelik daha mantıklı. Neden kuzucukları kesiyoruz ki? Karpuz keselim daha iyi,” diyor. Babası da gülmeye başlıyor: “Nazlı’m, dini kurallar böyle diyor. Kurban bayramında koyun, öküz, boğa, deve kesilir.” “Kuralları değiştirelim,” diyor Nazlı. “Olmaz, dini kurallar değiştirilemez,” diye karşı çıkıyor babası.

Duasını bitiren Ahmet Amca eline bıçağı alıp Nazlı’nın babasına sesleniyor: “Hadi, şu işi hayırlısıyla bitiriverelim komşu, daha çok işimiz var. Kurbanı kesip derisini yüzcez, etleri bölüştürcez, konu komşuya kurban etini dağıtcaz. Ohooo.” Babası Nazlı’nın yanağını sıkıp ona “Hadi içeri gir kızım, kurbanı keserken bizi izleme,” diyor. Nazlı kalbi kırık bir halde eve geri dönüyor; ama pencereden de gizli gizli koyunun kesilmesini izlemeyi unutmuyor. Bıçak, koyunun boğazına dayandığında gözlerini kaçırıyor. Yine de sesleri duyuyor. Tüyleri ürperiyor. Gözleri yaşlı bir halde düşünüyor: Böyle olmamalı diyor. Karpuz kesmeliyiz diyor. Ya da başka bir meyve sebze de olabilir diyor. Hayvanları öldürmemeliyiz diyor. Diyor da diyor. Ama ne fayda!

O günden sonra Nazlı kurban bayramlarından nefret ediyor. Bu yaşadıklarını bana anlatırken kurban bayramının ilk günündeydik. Babası yine bahçelerinde bir koyunu kurban etmeye hazırlanıyordu. Ahmet Amca ölmüş, diğer dünyaya göç etmişti. Babası onun yerine başka bir komşusuyla kurbanı kesecekti. Yirmi iki yaşındaki Nazlı ile evlerinin penceresinden koyunun kurban edilmesini izlerken bana yaşadığı o günü anlattı.

“Hala bir meleğin kolunun altında kurbanlık bir karpuzla gelmesini, bir meleğin kurbanlık bir koyunla gelmesinden daha mantıklı buluyorum,” diyerek anlattıklarına son verdi ve bana “Bunu da yazsana, güzel bir öykü olur bu anlattıklarımdan,” dedi.

Onu kıramadım, yazdım.