
“Aaa, gözlük mü takmaya başladın sen?”
“Eee.. evet, ho…hocam.”
“Yakışmış canım. Hem de çok ama çok yakışmış. Geç şöyle, otur bakalım. Ter içinde kalmışsın, biraz soluklan. Gözlük çerçeveleri de fazla mı büyük ne; gerçi bu ara bunlar moda, kemik çerçeve diyorlar değil mi?”
Başımı salladım. Burnumun ucuna kayan gözlüklerimi düzelttim. Islık çalarak kapıya gitti. Kapıyı kilitleyip, anahtarı her zamanki gibi sağ cebine koydu. Perdeleri teker teker örttü. Karşımdaki sandalyeye oturdu. Bacak bacak üstüne atıp gözlerini gözlerime dikti. Gözlerimi kaçırdım. Dizinin üstündeki bacağını sallayıp duruyordu. Yeşil gözleri beni baştan aşağı süzdü. İçim ürperdi.
“Bir aydır neden uğramıyorsun yanıma canım? İnsan haftada bir de olsa, müdürünün yanına uğramaz mı? Halini hatırını sormaz mı? Öldük mü kaldık mı, öğrenmez mi? Çok hayırsız çıktın. Çoook. Özlettin kendini ama. Seni özledim, biliyor musun?”
Ayağa kalktı. Arkama geçip, ellerini omuzlarıma koydu. Sırtıma dayandı.
“Çağırmasam gelmeyecek misin aşkım? İllaki çağırmam mı lazım? Yoksa bendeki fotoğraflarını ve videolarını babana mı göndereyim? Bunu mu istiyorsun? Babana, annene, sülalene, arkadaşlarına, okuluna rezil rüsva mı olmak istiyorsun? Beni bunu yapmaya zorlama hayatım. Zorla değil, tıpış tıpış gel yanıma.”
Koltukaltlarımdan tutarak beni bir kuklaymışım gibi ayağa kaldırdı. Kemiklerimi kırmak istiyormuş gibi sımsıkı sarıldı. Nasırlı, kıllı elleri vücudumda dolaşmaya başladı.
Dişlerimi sıkıyordum. Midem bulanıyordu. Ellerimi yumruk yapmıştım. Sıkmaktan kıpkırmızı olmuştu parmaklarım.
“Ohhh, özlemişim seni. Kokunu… sıcaklığını… tenini. Hayatım benim. Otur şöyle bakayım!”
Masasına oturttu beni. Gözlüklerimi çıkarmak istedi. Yüzümü çektim. Ellerimle engel oldum.
“Ha… hayır hocam. Çıkarmayın lütfen, kalsın.”
“Tamam güzelim, bu sefer de böyle olsun. Gözlüklü olsun, hem değişiklik olmuş olur. Renk katar.”
Beni soymaya ve kendi soyunmaya başladı. Gözlerimle takip ettim her hareketini. İşkenceye saniye saniye tanıklık ettim. Tanıklık etmek zorundaydım. İçimden, “Bu son, bu son, bu son,” diye tekrar ettim.
“Rızam yoktur,” dedim sesli bir şekilde.
“Ne dedin sen?” diye sordu. Kaşlarını çattı.
“Rızam yoktur,” diye tekrar ettim.
Gülümsedi. “Rızan ister olsun ister olmasın, bu iş olacak canım. İyisi mi, keyif almaya bak,” dedi.
Külotumu çıkarmaya çalışırken, yüzünün ortasına tekmeyi indirdim. Kırılan kemik sesi geldi kulağıma. Bağırarak geri geri birkaç adım attıktan sonra yere düştü. Yüzünü tutuyordu. Parmaklarının arasından kan sızıyordu.
“Ne yapıyorsun sen manyak?” diye bağırdı. “Burnumu kırdın. Seni geberteceğim!”
Üstüme yürüdü. Masasının üstündeki mermerden isimliği alıp, kafasına fırlattım. Tam alnına değdi. Tekrar yere yığıldı. Bayılmamıştı, yerde inim inim inliyordu.
Elbiselerimi giyerken “Bu gözlükleri görüyor musun?” diye sordum. “Bu gözlükler akıllı gözlükler hocam. Geçen hafta internetten satın aldım. Üstünde bir kamera var. Ayrıca internet bağlantısı da mevcut. Her şeyi adım adım planladım. Odaya girdiğimden beri gözlük, sosyal medya hesabımda canlı yayın yapıyor. Bitti hocam, işkence artık bitti. Herkes biliyor artık senin ne bok olduğunu. Aylardır yaptığın tecavüz, şantaj, tehdit sona erdi. Sonunda senden kurtuldum.”
Üstümü başımı düzeltir düzeltmez yanına gittim. Yerde kıvranıyordu. Kanlar içindeki yüzüne tükürdüm. Karnına birkaç tekme, kafasına birkaç yumruk attım. Nefretim dinmek bilmiyordu. Cenin pozisyonu alınca durdum.
“Anahtarı ver hayvan herif,” dedim. Anahtarı uzattı. “Lüt…lütfen, beni ba…bağışla! Özür dilerim…” dedi. Daha fazla konuşacağını anlayınca, yüzüne sağlam bir tokat indirdim. Sustu.
Odadan çıktığımda, okul bahçesine giren polis otosunun sirenini duydum.
Kapıyı arkamdan kapattım.
Gözlüklerimi çıkardım.
Sitedeki diğer öyküleri okumak için tıklayınız: Öyküler




