On’un Tercihi: Gizem Çetin

gizem çetin

On’un Tercihi söyleşileri Gizem Çetin ile devam ediyor. Genç yaşına rağmen oldukça üretken bir yazar Gizem Çetin. Yedi kitaptan oluşan Yedi Mum bilimkurgu roman serisinin dört kitabını yayınlamayı başardı. Bunun dışında birçok mecrada öyküleriyle okurların dikkatini çekmeye devam ediyor. Gizem Çetin Roket 6’da da bir öyküsüyle yer aldı.

 

SORU: Bilimkurgunun uçsuz bucaksız evreninde, bir yazar olarak hayal gücünüzü besleyen ve sizde kalıcı izler bırakan edebiyat eserleri mutlaka vardır. Peki, sizin için en unutulmaz olanları hangileri? Sizi en çok etkileyen beş yerli ve beş yabancı bilimkurgu eserini ve bu eserlerin sizde uyandırdığı düşünce ve duyguları bizimle paylaşır mısınız?

CEVAP:

Eserleri seçtikten sonra ezici bir çoğunluğunun distopya olduğunu fark ettim. Sanırım baş karakterin, karanlık şartlara karşı içindeki aydınlığa sığınması ve onu ortaya çıkarması, bana en çok ilham veren şey.

Bilimkurgu, gelecek tahminlerimizin yazınsal ifadesi olmakla birlikte, insanın ve toplumun bugün nasıl olduğunu gösteren bir ayna. Popüler bir bilimkurgu dizisinin ismi buraya cuk oturur: “Black Mirror” yani kara ayna.

Bilimkurgu, kaçış edebiyatı değil; aksine yüzleşme edebiyatıdır. Zamanla, iktidarla, konforla, korkuyla ve en çok da insanın kendisiyle yüzleşmesi…

Sözü fazla uzatmadan eserlere geçiyorum.

 

Sonsuzluğun Sonu – Isaac Asimov

Asimov’un bu romanda “sonsuzluk” gibi aklın sınırlarını zorlayan bir kavramı, mantık hatası yapmadan kurguya dönüştürmesi başlı başına hayranlık uyandırıcı. Ama beni asıl vuran, insanlığın “iyiliği” adına yapılan müdahalelerin, insanlığın kendisini nasıl budayabileceği fikriydi. Aşkın, kusurun ve belirsizliğin sistem için bir tehdit oluşu…

 

Uykudaki Uyanıyor – H. G. Wells

İki yüz yıl uyuyup bambaşka bir dünyada uyanmak fikri başlı başına sarsıcı ama asıl mesele, uyandığında karşısına çıkan hayat düzeninin yozluğu. Burada distopyayı yaratan şey devlet baskısı ya da diktatör değil; para, şirketler ve kâr hırsı. Baş karakter Graham, uyandığında rüyalarında bile göremeyeceği bir mal varlığına kavuşmasına rağmen esaretin içine düşüyor. Kitabın birçok tespiti güncelliğini koruyor.

 

1984 – George Orwell

Umarım bu söyleşiyi okuyan okurlar, bu tercihimi klişe bulup dudak bükmez. 1984, popülerleşmenin değersizleştiremeyeceği kitaplardan biridir benim için. Romandan daha ötedir, bir uyarıdır. Dilin yok edilmesiyle düşüncenin de yok edilebileceği fikri, kitabı her hatırladığımda beni yeniden ürpertir. Çiftdüşün, insan zihninin de ne kadar kolay eğilip bükülebileceğini gösterir.

 

Evrendeki Son Kayıt – Rodman Philbrick

Bu kitap benim için fazlasıyla özel. Çünkü çocukken okuduğum ilk bilimkurgu romanıydı. Bilginin, kitabın ve hikâye anlatmanın bir direniş biçimi olduğunu bana hissettiren ilk kitaptı. Bildiğimiz dünyada altyapılar çökmüş, temiz su kalmamış, her bölgeyi çeteler sahiplenmiş, insanlar burgu adı verilen iğneleri beynine saplayarak sanal dünyada yaşamaya başlamış ve kitaplar unutulmuşluğa terk edilmiştir. İşte, bu dünyada hâlâ kitap yazan biri vardır. O son umuttur. Evrendeki son kayıttır.

 

Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley

1984’ü anmışken Cesur Yeni Dünya’ya değinmemek olmaz. Konforun bu kadar ürkütücü olabileceğini bana öğreten kitaptır bu. Huxley’nin dünyasında kimse acı çekmez ama kimse insan da değildir. Zevkin, istikrarın ve mutluluğun zorunlu kılındığı bir düzen vardır. İnsanı insana rağmen mutlu etmeye çalışan her sistem, kaçınılmaz olarak bir distopyadır.

 

Tarihin Başladığı Gün – Selma Mine

İlk Türk kadın bilimkurgu yazarlarından birinin kaleminden çıkmış bu roman, insanın kaderle pazarlığını anlatıyor. Eğer zamanı ve tarihi başlatma yetkisine sahip bir varlık olsaydı, insanı nereye koyardı? Bilgin Dörin’in sürgünü bir ceza gibi başlıyor ama aslında bir eşik. Issız bir gezegen, iki zeki varlık ve sıfırlanmış bir tarih…Kim karar verir, kim itaat eder, kim tarihi yazar? Sanki geçmiş, bugün ve gelecek; üst üste yığılmış sayfalar gibi ve biri isterse en baştan yeni bir hikâye açabiliyor.

 

Proje 2417 – Sinem Ataklı

Ölümsüzlüğü bir lütuf değil, sınıfsal bir silah olarak ele alan sert ve sarsıcı bir distopya. Ervin Altan’ın mücadelesi, bana yerli bilimkurgunun hem fikir üretip hem de güçlü karakterler üzerinden umut da inşa edebileceğini gösterdi. İnsanı en zor zamanda bile pes etmemeye teşvik eden bir kitap.

 

Sessizlik Kuleleri – K. Kaan Arslanoğlu

1984’e selam veren ama meseleyi günümüzün tüketim kültürü ve beden teknolojileri üzerinden yeniden kuran bir roman. Kimliğin, hafızanın ve ruhun değiştirilebilir olduğu bir dünyada insan kalabilmek… Bu kitabın meselesi bu.

 

Uglata – Burak Cem Coşkun

Bu distopya, yazarlık ve özgürlük üzerine kurulmuş. Kimlerin yazabileceği, neyin yazılabileceği, hatta nasıl yazılabileceği önceden belirlenmiş. Kelimeler daha parmağa varmadan denetleniyor. Yazmanın bile denetlendiği bir dünyada, özgür bir cümle kurabilmenin bedeli nedir? Özgürlük bazen hâline gelmiş bir direniştir. Kalemin susmaz. Yazarsın, çünkü başka türlüsü artık mümkün değildir.

 

Başka Dünyalarda Canlı Mahlukât Var Mıdır? – Osman Nuri Eralp

Bilinen ilk Osmanlıca bilimkurgu eseri olmasıyla başlı başına kıymetli. Bugünün astronomi bilgileriyle örtüşmese bile hayal gücünü cesur bir şekilde kullanan bir eser. Çünkü bütün keşifler, önce hayal edilerek başlar. Bu kitabı okurken, bilimkurgunun bu topraklarda da derin ama keşfedilmemiş bir mazisi olduğunu hissettim. Tıpkı bir hazine gibi.


On’un Tercihi söyleşi serisindeki diğer yazılara ulaşmak için buraya tıklayın.

 

On’un Tercihi: Esra Altun

 

Hıyar Hapı Meselesi - Ruhşen Doğan Nar