Bilimkurgu Manifestosu – Maurice Renard

2018’de yayıncılık dünyasına giriş yapan Fihrist Kitap özellikle ‘Ütopya-Distopya-Bilimkurgu’ kitap serisinde yer verdiği eserlerle bilimkurgu okurlarının dikkatini çekmeyi başardı. Yayınevinin, bu seride Türkçeye ilk kez çevrilen bilimkurgu klasiklerine yer vermesi bilimkurgu edebiyatı için mühim bir hizmet anlamına geliyor. Şu ana dek bu kitap serisi kapsamında 27 eser basıldı. Bilimkurgu Manifestosu kitabı ise bu serinin 20. kitabı olma özelliğini taşıyor.

 

Bir Türü Tanımlama Uğraşı

Türkiye’de bilimkurgunun gelişmesinde amiral gemisi görevi gören Bilimkurgu Kulübü‘nün kurucusu ve genel yayın yönetmeni İsmail Yamanol, kitabın editörü ve giriş kısmında ‘Bir Türü Tanımlama Uğraşı’ başlıklı ilgi çekici yazısı yer alıyor.

Bu yazıda Yamanol, bilimkurgunun isim babası Hugo Gernsback ve bilimkurguya Altın Çağı’nı yaşattıran John W. Campbell’den çeyrek asır önce kuramcı ve yazar Maurice Renard’ın türü tanımlama uğraşının, kendisinden sonra gelenler için yolu açtığının altını çiziyor.

Aynı yazıda Yamanol, Renard’ın türü ilk bölümlendirme çalışmalarından birini yaptığını ve bir yazınsal kurama da öncülük ettiğini belirtiyor.

Kitabın çevirmeni Utku Haspulat, ‘Çevirmenin Önsözü’ bölümünde Bilimkurgu Manifestosu’nda yer alan üç makale hakkında doyurucu bilgiler veriyor. Bir nevi okur için bir ön okuma hazırlığı yapıyor.

 

Olağanüstü-Bilimsel Roman

Nicel ve nitel olarak kitabın asıl içeriğini oluşturan makalenin başlığı şöyle: ‘Olağanüstü-Bilimsel Roman ve İlerleme Tasavvuruna Olan Etkisi’. 1909 yılında Le Spectateur dergisinde yayımlanan bu makale, ‘olağanüstü-bilimsel roman’ adını verdiği tür hakkında bilgiler veriyor.

“Bilimin bir yandan damga vurduğu, ancak bir yandan da içimizdeki hayal kurma şevkini doyurmakta yetersiz kaldığı bir devrin yan ürünü olan ve henüz baş vermiş bu yeni tür” olarak tanımladığı ‘olağanüstü-bilimsel roman’a örnek olarak H.G. Wells’in Doktor Moreau’nun Adası’nı ve Charles Derennes’in Kutup İnsanları eserlerini gösteriyor.

Renard, Edgar Allan Poe’nun kaleme aldığı ‘M. Valdemar Olayındaki Gerçekler’ ve ‘Engebeli Dağların Öyküsü’ hikâyelerini bu türdeki en başarılı örnekler olarak görüyor. Jules Verne’in eserlerini ise olağanüstü-bilimsel roman türünün dışında olduğunu belirtiyor. Bunun sebebini ise Verne’in “kendi döneminde bilimin gebe olduğu bazı buluşlar” üzerine kurgulamalar yaptığını belirterek açıklıyor.

Olağanüstü-bilimsel romanın tanımlamasını şöyle yapıyor Maurice Renard: “Olağanüstü-bilimsel romanlar; dayanak noktası, zihinde yeşermiş bir şüphe; gayesi, okuyucunun, evreni gerçeğe uygun bir şekilde algılamasına imkân sağlayacak bir tefekküre sevki; metodu, bilinmez ve belirsiz kabul ettiğimiz hadiselerin, bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması olan kurgusal metinlerdir.” (syf.61) Zamanına göre oldukça etkileyici bir tanım, değil mi?

 

Varsayım Romanı

1928’de yayımlanan, kitabın ikinci makalesi ‘Varsayım Romanı’nda yazar, ‘olağanüstü-bilimsel roman’ yerine ‘varsayım romanı’ terimini kullanıyor. “Bilinmezliğin kopkoyu karanlığı ve ulaştığımız bilgi seviyesinin aydınlattığı huzmenin arasında ziyadesiyle dikkate değer bir bölge vardır ki, burası varsayımların alanıdır.” (syf. 65) İşte bu ‘varsayımlar alanı’ bilimkurgunun bereketli topraklarıdır. Bu topraklarda yeşermektedir tür.

Kitabın son makalesi ise 1914’de yayımlanan ‘Sinematografın Öncüsü’. Bu kısa makalede, Villiers de l’Isle-Adam’ın “Geleceğin Havva’sı” kitabından övgüyle bahsediyor yazar. Bu kitapta yazarın, sinemaya dair mucizevi öngörüsü için şapka çıkarıyor.

İsmail Yamanol’un yazdığı gibi Bilimkurgu Manifestosu, bu alandaki yazarları, okurları ve araştırmacıları düşünsel bir maceraya davet ediyor.