
Giriş
Bilimkurgu öyküseverlerin merakla beklediği, ülkemizin yegâne bilimkurgu öykü seçkisi Roket’in 8. cildi çıktı. Evet, artık Roket’i bir dergi gibi anmak bence çok doğru olmaz; çünkü belirli aralıklarla yayımlanan bu seçkilerin sunumu bir dergi formatını fazlasıyla aşıyor bence.
Estetik bir mavi tonun hâkim olduğu, dalgalı bir denizin üstünde savaşan araçların görüntüsünü yansıtan kapağıyla Roket 8, okuyucuyu göze hitap ederek içeri çağırıyor. Bu harika görsel Kaya Berk İpek’e aitmiş. İçerikteki bazı öykülere eşlik eden yedi iç görsel ise Emre Bozkuş tarafından hazırlanmış. Katılımcı yazarların ve öykü isimlerinin sunulduğu ilk sayfadan sonra; seçkinin kurucusu, editörü ve yazarı Ruhşen Doğan Nar’ın sürpriz bilgiler barındıran önsözünü okuyoruz. Bu önsözde, Roket’in on sayılık bir proje olduğunun hatırlatılması biraz içimizi burksa da “Eşik Öykü Sayısı” adı altında ayrı bir seçkinin olacağı müjdesi teselli veriyor.
Roket 8, Sürüm 0: İnsan alt başlığıyla sunulmuş. Sanırım öykülerdeki baş karakterlerin hep insan olması dolayısıyla verilmiş bir isim bu. Bilemedim. Seçki on iki öyküden oluşuyor ve bunlardan üçü editörlerin kaleminden çıkmış. Bu durum bana “Acaba Roket için yeterince öykü başvurusu olmadı mı?” sorusunu sordurttu. Eğer durum buysa, Roket’in daha fazla duyulması için bir şeyler yapmalıyız diye düşünüyorum.
Şimdi müsaadenizle sözü fazla uzatmadan seçkide yer alan on iki öyküyü teker teker incelemeye başlayacağım. Hemen vurgulamak isterim ki sunacağım değerlendirmeler tamamen şahsi fikir ve beğenilerime dayılıdır ve bütünüyle özneldir. Dolayısıyla, öyküler için yapabileceğiniz en doğru şey, seçkiyi edinip kendi fikrinizi üretmeniz olacaktır. Ben sadece bir okur olarak kendi birikimim ve zevkim üzerinden bir bakış açısı paylaşıyorum. Umarım kimseyi incitmem.

Öykü İncelemeleri
İlk öykümüz, Z Planı. Yazarı, Roket ekibinin baş kişisi Ruhşen Doğan Nar: Dünya’nın Küresel Güney ve Kolektif Batı gibi müttefiklere ayrıldığı bu distopik öykü, üç temel bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Türkiye’nin ABD ile iş birliği yaptığı ve Yapay Zekâ’nın (YZ) dahil edilmesiyle bizim için avantajlı duruma geçiyor gibi görünen bir savaşın hikayesini okuyoruz. İkinci bölümde, bu savaşta görev alan YZ sorumlusu askerlerden birinin ağzından bir ihanet anlatılıyor; ancak bunun aslında doğayı korumak isteyen bir kahramanın girişimi olduğunu anlıyoruz. Üçüncü bölümde ise bir önceki bölümdeki kurtarıcı eylemin, insanın biyolojik evrimi üzerindeki yansımalarını görüyoruz. Kurgusal bakımdan başarılı bir öyküyle açılış yapıldığı için bu seçkiden umutluyuz.
İkinci eserimiz, Hatice Durmaz tarafından yazılmış Devir Teslim isimli öykü: İnsansı robotların sanat üretebildiği bir gelecekte, küçük bir kızın bir robotla etkileşimini anlatan kısa bir hikâye. Sonunda robotun bir modele dönüşmesinin nedenleri konusunda pek tatmin olamadığım ve durum yahut karakterlere ilişkin herhangi bir duygu hissedemediğimden, maalesef, biraz zayıf bir öykü olarak değerlendirdim.
Üçüncü öykü olarak Yapay Kalp isimli öyküsüyle H. Fatih Şengün’ü okuyoruz: Öncelikle bunun seçkideki favori eserim olduğunu ifade etmek isterim. İnsanların ve insansı robotların birlikte yaşadığı dünyada alışılmadık bir hizmet üzerine konuşan bu hikâye hem kurgu hem de dil bakımından doyurucuydu. Her ne kadar öykünün başında kıskançlık krizindeki bir kadının, öfkesini kocası yerine aldatma işine dahil edilen “diğer kadına” yansıtmasını ahlaki açıdan hatalı bulup kaşlarımı çatsam da konunun detaylarını öğrendikçe biraz sakinleştim. Şengün, daha önce Roket 2’deki “Dönüşüm” isimli öyküsüyle de beni etkilemişti. Öz geçmişini okuduğumda, öykülerindeki bilimsel gerçeklik dozunun neden bu kadar yüksek olduğunu daha iyi anladım. Rast geldiğim iki öyküsünü de çok beğendiğim bu yazarın yeni hikâyeleriyle karşılaşmak için gözlerimi açık tutacağım.
Dördüncü eser A. Pozan’a ait Hazır Ölmüş isimli öykü: Bir bilimkurgudan ziyade fantastik bir savaş hikayesi olan bu öykü, merakı diri tutması bakımından hiç fena değildi. Ancak bazı cümle yapıları beni zorladı. Sona doğru öldürülen “şeyin” insan mı yoksa yaratık mı olduğu konusunda bir belirsizlik yaşadığımı da itiraf etmeliyim. Yazarın esprili üslubu hem öyküsünde hem de kısa öz geçmişinde hissediliyor. Kendisine başarılar diliyorum.
Derken beşinci öyküye geliyor sıra. Onur Kayra Vecer tarafından yazılmış 7310 Numara: Genç bir yazar olduğu dikkate alındığında, betimlemeleri şaşırtıcı derecede “eski/klasik” bulduğumu söyleyebilirim. Tebrik ederim. Hikâyenin temelinde duran teknoloji, Black Mirror benzerleri dolayısıyla çok şaşırtmasa da anlatının süslenmesi bakımından yazar iyi bir iş çıkarmış. Ayrıca öyküdeki temel tez başhemşirenin ağzından iyi özetlenmiş: “…yalan olsun, olmasın. Huzur, ıstıraptan her zaman daha iyidir.”
Altıncı sırada Revizyon isimli öyküsüyle Murat Demir karşılıyor bizi: Bir epigramla başlayan öykü kutsal kitaplara gönderme yaparak güçlü hisler yaratıyor. Ancak epigramın kaynak bilgisi verilmediği için öyküye eksik kalmışlık duygusuyla giriyoruz. Buna rağmen fena olmayan bir sanal gerçeklik hikayesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Öyküyü okurken bir noktada “Aslında tüm hikâyelerdeki karakterler bir çeşit sanal gerçekliktir” diye düşündüm. Derken öykünün sonunda, kâğıda yazılmış bir notla bu iç içe geçmişlik görünür hale geldi. Tanıdık bir fikir ama ilginç sentezlerle sunulmuş. Sıkılmadan okudum.
Yedinci öykümüz ise Iraz Şensöz’den Rüya Sineması: Rüyaları ekrana yansıtmak ve kamuya açmak gibi iyi bir fikre sahip, ama sunum aceleye gelmiş diye düşündüm. Üzerine biraz daha çalışılsa çok güzel bir öykü ortaya çıkarılabilirmiş. Başlangıçtaki rüyalarımı “mindchip’e anlattım” ifadesinden sonra mindchip’in beyne yerleştirilen bir gereç olduğunu okumak, bir uyumsuzluk duygusu yaratıyor, örneğin. Ayrıca sonda oluşturulmak istenen sürpriz, sunulan bazı detaylar arasında kaybolmuş ve inandırıcılıktan uzak kalmış. Özgeçmişine göre oldukça üretken, yaratıcı olan bu yazarın diğer eserlerini merak ediyorum. En kısa zamanda kitaplarına göz atacağım.
Bu seçkinin sekiz numaralı öyküsü Barışcan Hatunoğlu’na ait. İsmi, İzleyici: Benim okumakta en zorlandığım bilimkurgu tarzında kaleme alınmış bir öykü. Metinde birçok yeni terim ve bunların kısaltmaları yer alıyor ki bu durum okuma zevkimi kısmen sekteye uğrattı maalesef. Mahkumların bilinçlerini temizleme fikri görece özgünse de fikir işlenirken ‘kaynakları tüketilmiş bir dünyada hayatta kalma’ temasının kullanılması özdeki yenilik duygusunu zayıflatmış bence. Yine de öykünün birçok bilimkurgu okuyucusuna hitap edeceği kanaatindeyim. Yazarın zihnine, parmaklarına sağlık diyorum.
Dokuzuncu sırada Roket ekibinden Melisa Parlak’ın şiirsel bir monologla katkıda bulunduğu eseri var, Arşiv: Yazarın Roket 2’deki Aurafer öyküsünde de ilk cümlelerde bir “bulut”la karşılaşıyorduk; burada da yine bulutta kaydedilmiş bir duruma tanıklık ediyoruz. Yeni bir personelin sosyal medyadaki çığlığıyla biten öykü, bir oyun tasarımcısının sorumluluklarını da bizlere hatırlatıyor. Kısa ve akıcı.
Roket8’in onuncu öyküsünün ismi Bozkır’ın Ejderi, ve bu öykünün yazarı Rıdvan Karlıdağ: Öz geçmişinde de belirtildiği üzere, Roket’in 3. sayısında “Foton Kumbarası” isimli öyküsüyle yer alan Rıdvan Karlıdağ, bu kez mitolojik, tarihi ve fantastik ögeleri harmanladığı bir bilimkurgu eseriyle karşımıza çıkıyor. Geleceğin kurtuluşunu geçmişte arayan bu ilgi çekici hikâye, fantastik öğeleri dolayısıyla beni biraz zorlasa da Büyük Hun İmparatorluğu gibi tarihi insan topluluklarına ilgi duyan okurları heyecanlandıracağını zannediyorum.
Seçkinin on birinci öyküsü yine Roket ekibinden bir isimden geliyor: Emre Bozkuş. Bu sayıdaki iç görselleri de başarıyla tasarlayan Bozkuş’un öyküsü Kayıt, sanal dünya ile gerçek bürokrasinin harmanlandığı, sonunda insanı cevaplardan çok sorularla bırakan bir hikâye.
Yeni seçkimizin son öyküsü, artık gelenek olduğu üzere bir çeviri eser. Ve Sonra Her Şey Yoluna Girecek. Öykünün yazarı, YouTube içerik üreticisi Exurb1a. Muazzam Türkçe çevirisi ise Hamid Hamidzade tarafından yapılmış. Öykü açıkçası çok iyi başlıyor; güçlü bir merak duygusu ve hatta şiirsellikle oldukça güzel ilerliyor. Yalnız hikâyenin çözülme biçimi şaşırtmaktan ziyade bir klişe hissi yaratıyor. Yine de daha önce hiç duymadığım Exurb1a’yı bu sayede takibe aldım. Teşekkürler Roket.

Son Söz
Roket’in Türkiye’deki öykücülük adına çok kıymetli bir proje olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bu sayıyı da Türkçe bilimkurgu külliyatı için önemli bir yapıt olarak değerlendiriyor ve tüm ekibe, katılımcılara teşekkür ve takdirlerimi sunuyorum.
Her ne kadar Roket macerası onuncu sayı ile sonlanacak olsa da onun yarattığı itkiyle yeni bir “matbu proje”nin çabucak ortaya çıkacağı hissine sahibim. Umarım yanılmam.
Hepinize bilim, edebiyat ve hayal dolu günler dilerim!
Sa
Not: Roket Bilimkurgu Öykü Dergisinin 8. sayısını şuradan edinebilirsiniz.




